ÇOCUĞUNUZU CADILAR KAPMASIN

• Geçtiğimiz yıllarda;
– Bursa’daki Batı Trakya Türkleri Derneği’nde, yaklaşık sekiz ay süren bir dizi seminer vermiştim…tam anlamıyla bir “ana-baba okulu” gibiydi.
• Benim de, katılanlar gibi çok şeyler öğrendiğim o seminerlerin, iple çekilen bölümü, soru-cevap faslı olan son 1 saatiydi.
• İşte; özlenen o zaman dilimlerinin birinde, bir katılımcı ile aramızda geçen karşılıklı konuşma aynen şöyleydi:
– Orta sona gidiyor hocam…artık başa çıkamıyoruz onunla…bizi asla dinlemiyor…okulu falan astı…ne ders çalışıyor ne de ödev yapıyor…
– Nelerle meşgul oluyor peki.
– Elinden telefon düşmüyor ki…habire konuşuyor, mesajlaşıyor…bir yandan bilgisayarı yönetiyor…
– Konuşun o zaman çocuğunuzla.
– Ne demek hocam, zaten sürekli konuşuyoruz, anlatıyoruz…
– O zaman susun da o konuşsun.
– Konuşmuyor ki…sadece kaval dinler gibi dinliyor…tık yok.
– Ne zamanlar konuşuyorsunuz onunla.
– Sofrada…televizyon izlerken…yatmaya gittiğinde…sabah uyandığında…
• Anlaşıldı…
– Bana örnek verebilir misiniz, nasıl konuşuyorsunuz, neler söylüyorsunuz çocuğunuza.
– Anlatıyoruz, anlatıyoruz ve diyoruz ki; haksız mıyız oğlum…senin kötülüğünü mü istiyoruz biz…haksız isek, söyle, seni dinleyelim.
– O ne diyor.
– Haksız biri ne yaparsa onu yapıyor…sadece susuyor.
• Delikanlının karşılık vermemesine taktım.
– Peki; konuşmayan, bir şey söylemeyen birinin “haksız” olduğunu nereden çıkardınız.
– Bizim ona söylediklerimizden, anlattıklarımızdan elbette.
– Ona neler söylediğinizi biraz açar mısınız…nedir onun yararına olanlar.
– Diyoruz ki; okulunu önemse…derslerine çok çalış…liseyi başarı ile bitir…üniversitede iyi bir bölüm tuttur… geçerli bir mesleğin olsun…rahat edersin…
– O ne diyor peki.
– Ben zaten rahatım…ne gerek var onca telaşa…diyor. Dalga geçiyor hocam…
– Sohbet ettiğiniz oldu mu hiç çocuğunuzla.
– Diyorum ya…en ufak bir boşluğunu yakaladığımızda tecrübelerimizi aktarıyoruz…okuyamadığımızdan dolayı çektiğimiz sıkıntıları anlatıyoruz…hayatın acımasızlığını…şartların ağırlığını…ekmeğin, aslanın midesinde olduğunu…kimseden fayda görmeyeceğini…çok çile çekeceğini…
• Yalnız;
– Gördüğüm kadarıyla siz, oğlunuzla konuşmuyorsunuz…asla sohbet de etmiyorsunuz…üstelik de onu hiçbir şekilde konuşturmuyorsunuz…ona söz hakkı vermiyorsunuz…
– Anlattıklarımız, sözlerimiz, nasihatlarımız…konuşmak değil mi…daha nasıl konuşalım.
– Siz benim sorumu anlamadınız o zaman…ben size, sohbet ediyor musunuz, konuşuyor musunuz…diye sordum…oysa siz; sadece anlatıyorsunuz, vaaz veriyorsunuz, nasihat ediyorsunuz…
– Daha ne yapalım ki…elimizden gelen bu.
• Olur mu hiç;
– Çocuğunuzun hayallerini sordunuz mu…neler düşündüğünü…ilerisi için neler planladığını…nelere sahip olmak istediğini…evlenince, çoluk-çocuğuna nasıl davranmayı düşündüğünü…nasıl bir annelik, ne tür bir babalık yapmak hayal ettiğini…merak edip sorsanız ya…kendinizi sorun mesela.
– Nasıl yani.
– Onun gözünde nasıl bir anne, nasıl bir baba olduğunuzu…sizden ne tür bir annelik-babalık beklediğini, umut ettiğini…niye sormuyorsunuz.
• Daha bitmedi;
– Sizi nasıl birileri olarak değerlendirdiğini…sizin ona nasıl davranmanız gerektiğini…beklentilerinin hangilerine karşılık verebildiğinizi…babası ile birlikte neler yapmak istediğini…onunla beraber nerelere gitmek istediğini…babasının, onun hangi etkinliklerine eşlik etmesini arzuladığını…
• Bir şey daha;
– Annesine anlatmak istediği sırlarının olup olmadığını…annesinden, hangi yaralarına merhem olmasını beklediğini…varsa, gönül ilişkilerini anlatıp paylaşmak isteyip istemediğini…gizli gizli ağlamalarının olup olmadığını…”keşkelerinin” neler olduğunu…bir yol açın da anlatsın.
• Olmadı değil mi bunlar…
– Çünkü siz;
– Çocuğunuzla iletişim kurma kapılarını tutturamıyorsunuz…
– Girmeye çalıştığınız kapının adı, “yapması gerekenler kapısı” dır.
– Bu kapıdan girdiğinizde orada iki kişi görürsünüz: Biri, güçlü, otoriter, aklı bol…nasihat eden…olması gerekenleri anlatan “otoriter” bir ebeveyn…Diğeri de; zayıf, küçük, cahil, kafası basmayan, aklı çalışmayan, önünü göremeyen, zavallı, kendisinden sürekli; “evet, peki, tamam, olur, yapacağım, edeceğim…” gibi yanıtlar beklenen bir kişi…
– Çocuk sizi ve kendisini böyle görüyor…ondan konuşmuyor….ağzını açmıyor…size gücünün yetmeyeceğini görüyor…sözüne itibar etmeyeceğinizi anlıyor, tavırlarınızdan.
• Halbuki;
– Karşılıklı konuşan, sohbet eden insanlar, kuvvet ve güç yönünden birbirlerine “baskın” görünmemeleri gerekir…aralarında “mesafe” bulunmamalıdır…ortada, sindirilmesi, korkutulması, adam edilmesi gereken bir tarafın bulunmaması lazım gelir.
• Konu ile ilgili olan nemli uyarımız şudur;
– Bu çocuk, yarın başını kaldırıp camdan baktığında, onunla dertleşecek onlarca çocuk görecektir…işte o zaman, kaybettiğiniz gün olabilir.

rehberlikdr

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.