BİR YETKİNİN DAHA ARDINDAN

Bir yetki yarışı daha sona erdi.

İki yıl daha memuru hükümet karşısında temsil edecek olan irade belli oldu.

Sonuç şaşırtıcı değil.

Sürekli olarak hükümet ile temas halinde olan Memur-Sen alanlara inmeyerek, sadece “salon açıklamaları” hükümete karşı hiçbir zaman sıkıntı oluşturmadı.

Hesap belli idi; “yüksek sesle harekete geçme,gerekirse sessiz kal ve bunun karşılığında da size tahsis edeceğim tüm kadroları istediğin gibi değerlendir”.

Neticede de öyle oldu.

Milli Eğitimde okul müdürleri haksız yere görevlerinden alındı, onların yerine sendika binalarında isimleri belirlenen Eğitim Bir Sen üyelerinin, şişirilmiş puanlarla, görevlendirmeleri yapıldı.

Sendika çalışmaları kapsamında yapılan okul ziyaretleri özellikle bu okul müdürleri ile (bir okula 3-4 okul müdürü) yapılarak eğitim çalışanına mesajlar verildi.

Kısacası bir MOBBİNG uygulandı.

Bu yıl atanan genç öğretmenler ise çok kolay bir çalışma oldu.

Kimisi okuldan yeni mezun olmuş, kimisi yıllarca atama beklemiş bu gençlerimizi salonlara toplayarak aba altından sopa gösterircesine sendikal mesajlar verildi.

Görev yaptıkları okullara sürekli müdürler ile ziyaretler yaparak çok ciddi bir sayıda aday öğretmeni EBS saflarına kattılar.

MEM’de idareciler ile sıkıntılar yaşarız korkusu da sezdirilince sonuç kaçınılmaz oldu.

Aday öğretmenleri de oluşturulan “Korku İmparatorluğu vatandaşlığı”na dahil ettiler.

Bu yaptıkları sendikacılığa vurulan büyük bir darbedir.

Sendika çalışmalarında sürekli olarak “gücü elinde bulunduran yapar”düşünce yapısı ile karşılaşıldı.

Görevlerine yeni başlayan bu gençler doğal olarak duydukları rahatsızlıklardan ,zorlamalardan dolayı bizlere karşı da mesafeli durdular.

Gücü elinde bulunduran sendikanın bir siyasi uzantı gibi hareket etmesi sendikacılık üzerinde tahribat oluşturdu.

Sürekli olarak hükümet yetkilileri tarafından da azarlanan yetkili sendikanın Kamu Çalışanı için hiçbir şey yapmadığını herkes biliyor da sayısı neden yükseliyor?

Bunu bir eğitimci gözüyle değerlendirdiğimizde durum içler acısı.Okullarımızda çocuklarımızı emanet ettiğimiz “kendi durumunu gelen güce göre ayarlayan” bir öğretmen topluluğu ile karşı karşıyayız.

Seçimler sonucunda siyasi tablo değişince bir çok eğitimci safını buna göre mi ayarlayacak?

Yani her dönemde her devrin adamı mı olacak ?

Adaleti ve adaletsizliği görmek istemeyen bir eğitimci ordusu gelecek nesiller için ciddi bir tehlike oluşturmaktadır.

Şayet eğitimci kendisini sorgulamaz ise sessiz,suskun ve sürü psikolojisi genleri kodlanmış bir neslin karşımıza çıkacağı günler çok yakındır.

Önümüzdeki günlerin hayırlara vesile olması dileklerimle.

Bünyamin KAMÇİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.